HÜRRİYET

21 Nisan 2012 Cumartesi

İLLAKİ SAĞLIK OLSUN

 




  Güzel havalar nihayetinde kendini gösterdi. Lakin güneş ceööö der gibi bulutların arasından bir çıkıyor, bir kayboluyor. On dakika güneşi görüp ince giyinip çıktık mı ayvayı yedik demektir, çünkü gizliden gizliye üşütüyor.
   Eskiden yani 5 yaş civarlarında, güneşi de insanlar gibi sanıyordum. O da yemek yiyor, o da su içiyor, tabi bunu sadece kendi hayallerimde yansıtırdım ve düşünürdüm. Hatta dikkatli bakınca güneşte iki göz, bir burun ve bir ağız varmış gibi görünür, benim güneşi insan gibi görmemin en başlıca sebebi bir yüzünün olmasıydı. Hatta bulutların bir buhar tabakasından oluştuğunu anlayamayıp, hep bulutların üstünde oturmak isterdim o zaman güneşe daha yakın olabilecektim...
  Çocukken gerçek sandığımız, sonradan da çok saçmalamışım dediğimiz şeyler ne kadar gerçek ve ne kadar da masummuş meğer... Şimdi hangimiz işini gücünü bırakıp, bir derdi olmadan sadece huzur bulmak için kendini doğaya bırakıyor ki? Elbette bırakanlar vardır ama onlarda emekli yaşını geçmiş artık birşey yapamayacağını düşünen, kendini doğanın kucağına oturtan büyüklerimiz elbette vardır lakin orta yaş grubumuzdan yok ne yazık ki. Oysa, sabahları güneşe merhaba desek sonra da kafamızın içini rahatlatıp en güzel hayallerle güne başlasak nasıl olur?

  Yahut hayalleri bir kenara bırakalım da, etrafımızdaki güzellikleri görerek güne başlasak daha güzel olur.  Örneğin motorlu taşıtlar hayatımızın vazgeliçelez bir parçası olmuş durumda, ben görüyorum yürüyerek ulaşabileceğimiz yerlerde bile direk motorlu taşıtları tercih ediyoruz. Stres yüklü bir çalışma, ardından eve gel, yemek ye, uyu... Sabah olmuş, gene aynı uyanış, aynı geriliş, aynı aceleyle evden çıkış... Ve zamanın ne kadar hızlı ilerlediğini söyleyen dillerimiz...
 
  Oysa ne güzel demiş şair;

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama,
Yarım saat erkene kurulsun saatin..

Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..

Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin

Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin,
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..

Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,

Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin

Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile

Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,

Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,

Ohhh şöyle bir hafifle...

Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de

Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık,

Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa

Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak

Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..

Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,

Sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,

Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?

Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara,

Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..

Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..

Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..

Saklama tabakları, bardakları misafire

Sizden ala misafir mi var bu dünyada...

Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,

Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,

Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..

Gece evinde, dostların olsun

Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun,

Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?

Ama en önce ve illa ki sağlık olsun !..
                                  Can Yücel

Sevgiyle kalın ...:):):)