HÜRRİYET

21 Nisan 2012 Cumartesi

SARI ÇİÇEK

  Her bahara, yol kenarlarında kendini gösteren sarı çiçeklerle başlarız. Hiç anlamam nasıl çıktıklarını, bir bakmışım varlar bir bakmışım yoklar... Yol kenarlarında, parke taşlarının aralarında, kısacası toprağa kökünü değdirdiği her yerde çıkıyorlar. Gül gibi alaka istemiyor ya da orkide gibi kendini ağırdan satmıyor... Kışın yorgunluğunu henüz üzerinden atamamış, birkaç çam ağacından başka, taze ve diri görünüyorlar..                      
  Ne hızlı geçiyor zaman denilen kavram, küçücük göz bebeğim ise, dünyayı yutuyor. Hani; İğne deliğinden deve geçer mi?” derler ya. Zorluk mu var Yüce Yaratan’ın kudretine? Bakın, görün işte. Küçücük göz bebeğimden vızır vızır mevsimler geçiyor. Geçmiş, gelecek ve bugün birbirine karışıyor, bulamaç gibi akışkan ama durgun…
  Sarı çiçekler… Masum bir insan yüzüne benziyorlar, kırılgan, nazik… Güneş, rengini onlara vermiş. Yol boyunca hep varlar, gözümün dediği her yerdeler…
 
  Yol… Kimlere, nelere şahitlik etmiştir bu yollar, Hangi savaşlara gebe kalmış, hangi sevgilinin mektuplarına elini değdirmiştir kim bilir… Bazen umutsuzca bahsedilen, bazen de umutla beklenen yollar… Tayini çıkan doktorun  gitmesi gereken yere giderken ‘acaba nasıl bir yer’ diye heyecanla perçinlediği yol, bir askerin eve dönüşünde hemen bitsin de eve kavuşayım dediği yol, doğurmak üzere olan kadının hastaneye yetişmek için hemen gitmeliyim dediği yol, vatanının kokusunu aldıktan sonra mecburiyetten uzaklara giderken çabuk geçmesin diye 2 saniyede bir saate bakılan yol... Daha nicesidir ki birçok olaya ev sahipliği yapmış yol…
  Göreceli kavramlar içinde yüzüyoruz hep birlikte, kimimize güzel gelen şey kimimize kötü gelebiliyor. Birimiz ağlarken, birimiz bir başka yerde aynı anda kahkahalar atıyor. Birimiz açlıktan bayılmak üzereyken, birimiz en pahalı yemeklerin içine gömülüyor. Birimiz en zor işte en kötü halde harap olmuş şekilde çalışırken, birimiz takım elbisesi içerisinde tek parmağıyla bütün gününü yönetiyor…
  Kimin evladı olacağımızı kendimiz seçmiyoruz. Fakir de doğabiliriz, zenginde… Zengin doğan aklını kullanabilirse hep öyle gidiyor lakin fakir doğanın o noktaya erişmesi hem zaman alıyor hem de mücadele gerektiriyor. O noktaya gelebilmek için sadece kendiyle, sadece kendi nefsiyle mücadele vermiyor, ayağına çelme takanlarla da mücadele veriyor… Eğer sonunca istediğini alabilmişse de onu koruması da güçleşiyor ve birden her şey hüsran olabiliyor, zengin doğanda ise öyle değil… Sorguladığım tek şey; bunlara ‘kader’ mi denir yoksa ‘bunu sen yarattın’ mı deniyor?... Kararı siz verin…
  Sarı çiçeğe bakarken bunların hepsini gene unutuyorum…

  Sevgiyle kalın ...:)